Logo

Size iyi geleceğiz...


Icon

Telefon

+90 850 308 31 93

Icon

E-Posta

altunizade@isavak.org

Icon

Adres

Altunizade Mah, Kısıklı Cad. NO:51 Üsküdar / İstanbul

Bülten


Anneleri Gibi Olmak İstemeyen Kadınlar, Babaları Gibi Yaşayan Erkekler

10 Mayıs 2026 Pazar
Blog Details

Bugünün ilişki krizlerinin temelinde çoğu zaman sevgisizlik değil, değişen ilişki beklentileri var. Yeni nesil kadınlar anneleri gibi yalnız, yükü tek başına taşıyan bir ilişki istemezken; birçok erkek ise farkında olmadan babalarından gördüğü ilişki modelini sürdürüyor. Artık ilişkiler sadece maddi sorumlulukla değil; duygusal yakınlık, yük paylaşımı ve anlaşılma ihtiyacıyla da ayakta kalıyor. Çünkü insanlar artık aynı evde olmaktan çok, aynı tarafta hissedebilmek istiyor.

Bugünün ilişkilerinde yaşanan en büyük krizlerden biri aslında sevgisizlik değil; kadın veerkeklerin artık aynı ilişki modeline inanmıyor olması. Çünkü yeni nesil kadınlar annelerinin hayatını yaşamak istemiyor. Ama birçok erkek de bilinçli ya da bilinçsiz şekilde babalarının gördüğü ilişki modelini normal kabul ederek büyüyor. Bir düşünün… Babalarımızın döneminde “iyi erkek” olmak çoğu zaman şunlarla tanımlanıyordu: İçkiciçmiyorsa, kumarı yoksa, çalışıp eve para getiriyorsa, ailesini terk etmiyorsa görevini yapmış sayılırdı. Pek çok erkek sevgi göstermeyi değil, dışarıdaki işleri yapmayı öğrendi. Duygu konuşmayı değil, susmayı öğrendi. Eve geldiğinde dinlenmesi gerektiği öğretildi; ev işleri ve çocuk bakımının büyük kısmı ise çoğunlukla kadınların sorumluluğundaydı. O dönemin şartları da bugünkünden çok farklıydı. Hayat daha çok “hayatta kalma” , düzen kurma ve maddi güvence sağlama üzerineydi. Erkeklerden öncelikle çalışmaları ve aileyi geçindirmeleri bekleniyordu. Kadınlardan ise fedakârlık, sabır ve ilişkiyi sürdürmeleri… Ve dürüst olmak gerekirse, birçok kadın o dönemde de zorlanıyordu. Ama mutsuzluk çoğu zaman konuşulmuyordu. Çünkü ekonomik özgürlük daha sınırlıydı. Boşanmak büyük bir tabu olarak görülüyordu. Kadınlara “idare etmek” “sabretmek” “yuvayı dişi kuş yapar” deniliyordu.Bugünün kadınları ise anneleriyle aynı hayatı yaşamak istemiyor. Sadece geçinmek değil, anlaşılmak istiyorlar. Sadece aynı evde yaşamak değil, duygusal yakınlık istiyorlar. Eşlerinin yalnızca çocuklarının babası değil, aynı zamanda yakın hissettikleri biri olmasını bekliyorlar. Ve tam da çatışma burada başlıyor. Çünkü birçok erkek: “Çalışıyorum, sorumluluğumu yerine getiriyorum.” noktasında dururken; Birçok kadın: “Evet ama bu ilişkide duygusal olarak çok yalnız hissediyorum.” diyor. Aslında burada çoğu zaman kötü niyet yok. Sadece farklı ilişki modelleriyle büyümüş iki insan var. Bir erkek, duyguların çok konuşulmadığı bir evde büyüdüyse; eşine duygusal destek vermeyi öğrenmesi zaman alabiliyor. Bir kadın ise annesinin yıllarca kendini geri plana attığını  -gördüyse; bugün aynı yalnızlığı yaşadığında buna daha güçlü tepki verebiliyor.Bu yüzden günümüz ilişkilerindeki krizlerin önemli bir kısmı sevgisizlikten değil; değişen ihtiyaçlara rağmen eski ilişki alışkanlıklarının devam etmesinden kaynaklanıyor. Üstelik bu yalnızca kişisel bir gözlem değil. Araştırmalar da ilişkilerde yalnızca maddi sorumluluğun değil,“duygusal emeğin” de ilişki doyumunu ciddi şekilde etkilediğini gösteriyor.

Duygusal emek üzerine yapılan çalışmalarda; eşine duygusal destek veren, ilgilenen, ilişkiyi sürdüren görünmez emeği paylaşan çiftlerde ilişki memnuniyetinin daha yüksek olduğu bulunuyor. Benzer şekilde ev işlerinin ve ilişkinin zihinsel yükünün tek taraflı taşınmasının ilişki doyumunu düşürdüğü; özellikle tükenmişlik ve yalnızlık hissini artırdığı gösteriliyor. Çünkü mesele artık sadece “eve para getirmek” değil. Bir ilişkiyi ayakta tutan şey çoğu zaman görünmeyen küçük şeyler: Kim doğum günlerini hatırlıyor? Kim çocukların ihtiyaçlarını düşünüyor? Kim evin eksiklerini takip ediyor? Kim ilişkinin duygusal atmosferini fark ediyor? Kim küs kalınmasın diye ilk adımı atıyor?

Modern ilişkilerde kadınların en çok yorulduğu alanlardan biri tam da bu görünmez zihinsel ve duygusal yük. Ama burada önemli olan suçlu aramak değil; yükün fark edilmesi ve paylaşılabilmesi. Çünkü birçok erkek gerçekten başka bir model görmeden büyüdü. Babası annesine sevgisini sözcüklerle göstermemiş bir erkeğin bunu doğal şekilde öğrenmesi kolay olmayabiliyor. Ev işine karışmayan bir babayı izleyerek büyüyen biri için eşit sorumluluk fikri başlangıçta alışılması gereken yeni bir düzen gibi hissedilebiliyor. Yani bugün birçok ilişkide aslında iki taraf da kendi öğrendiği doğrularla hareket ediyor.cBir taraf: “Ben annem gibi yalnız hissetmek istemiyorum. ” diyor. Diğer taraf ise: “Ben zaten elimden geleni yapıyorum, neden yetmiyor?” diye düşünüyor. Ve aslında her iki tarafın da duyulmaya ihtiyacı var. Peki bu durum nasıl aşılabilir? Öncelikle yeni nesil ilişkilerin eski kurallarla yürümeyeceğini kabul ederek. Çünkü artık ilişki dediğimiz şey sadece ekonomik ortaklık değil; duygusal ortaklık da. Yeni ilişki dili tam burada başlıyor. Bu dilde erkek sadece para kazanan kişi değil; duygusal olarak da ilişkide bulunan biri. Kadın ise sadece yük taşıyan, her şeyi organize eden kişi olmak zorunda değil.Yeni ilişki dili şunları gerektiriyor: “Ben zaten çalışıyorum” demek yerine: “Senin yükünü nasıl hafifletebilirim?” diyebilmek. Sorun çıktığında hemen savunmaya geçmek yerine: “Şu an ne hissediyorsun?” diye sorabilmek. Ev işlerini “yardım etmek” gibi görmek yerine: “Bu bizim ortak hayatımız” diyebilmek. Ve belki en önemlisi: Haklı olmaya çalışmak yerine bağ kurmaya çalışmak. Çünkü ilişkiler çoğu zaman büyük olaylardan değil, küçük kopuşların birikmesinden yıpranıyor. Araştırmalar da çiftlerin ilişki memnuniyetinde günlük küçük duygusal temasların büyük rol oynadığını gösteriyor. Eşin küçük bağ kurma girişimlerine yanıt vermek, duygusal olarak erişilebilir olmak ve olumlu etkileşimleri artırmak ilişkiyi güçlendiriyor. Aslında bugün birçok kadın mükemmel bir eş aramıyor. Yanında yalnız hissetmeyeceği bir eş arıyor. Birçok erkek de sürekli eleştirildiği değil, anlaşılabildiği bir ilişki istiyor. Belki de sağlıklı ilişkinin geleceği burada: Kimsenin anne-babasının kopyası olmak zorunda olmadığı yeni bir ilişki modeli kurabilmekte. Çünkü iyi ilişki artık sadece aynı evde yaşamak değil; aynı tarafta hissedebilmek.

 Klinik Psikolog Begüm Turanoğlu