+90 850 308 31 93
altunizade@isavak.org
Altunizade Mah, Kısıklı Cad. NO:51 Üsküdar / İstanbul
Karar vermek, çoğu zaman sadece bir seçeneği tercih etmek değil; aynı zamanda diğer ihtimallerden vazgeçmektir. Bu yüzden kararlar bazen beklediğimizden daha yorucu gelir. Günlük hayatta "tatlı mı yesem, tuzlu mu?" gibi basit görünen seçimlerde bile tercih edilmeyen seçenek zihnimizde yaşamaya devam eder. Tatlıyı seçtiğimizde tuzlunun tadını merak eder, tuzluyu seçtiğimizde ise tatlının eksikliğini hissedebiliriz. Karar vermenin doğasında bir şeyi kazanırken başka bir şeyi geride bırakmak vardır. Bu nedenle her karar, küçük de olsa bir vazgeçiş içerir. İnsan zihni ise çoğu zaman seçmediği ihtimalleri idealize etmeye meyillidir. Bu yüzden verdiğimiz kararın ardından "Acaba diğerini seçseydim daha mı iyi olurdu?" sorusu aklımıza gelebilir. Asıl zorluk ise kararın sonuçlarıyla karşılaştığımızda ortaya çıkar. Her tercihin beraberinde getirdiği sonuçları kabul etmek ve seçimin sorumluluğunu taşımak kolay değildir. Fakat olgun bir karar verme süreci, kusursuz seçeneği bulmaktan çok, seçtiğimiz yolun arkasında durabilmeyi gerektirir.
Tercihlerimizin arkasında durmadan, içinde bulunduğumuz durumdan sürekli şikâyet ederek yaşadığımızda, sanki yaşadıklarımız bizim seçimlerimizin sonucu değil de dışarıdan başımıza gelmiş olaylarmış gibi davranmaya başlayabiliriz. Bu durumun yoruculuğunu hemen hepimiz deneyimlemişizdir. Kişi bir yandan mevcut durumundan memnun olmazken, diğer yandan onu değiştirecek adımları da atmaz. Böylece bir şikâyet döngüsü oluşur. Zamanla bu döngü, kişinin sahip olduğu imkânları değersiz görmesine ve kendisinde olmayan her şeyi daha cazip bulmasına yol açabilir. Başkalarının hayatları, farklı meslekler, farklı şehirler, farklı ilişkiler veya farklı ihtimaller olduğundan daha parlak görünmeye başlar.
Oysa psikolojik olgunluk, bir yandan tercihlerimizin sonuçlarını kabul etmeyi, diğer yandan gerektiğinde yeni tercihler yapabilme cesaretini birlikte taşıyabilmektir. Tam da bu noktada kabul ve sorumluluk alma döngüleri devreye girer. Bu döngüler, kişinin kendisiyle hesaplaştığı; duygu, düşünce ve tercihlerini anlamaya çalıştığı alanları genişletir.
Kişi “Neden iyi hissetmiyorum?” sorusunu kendisine sorduğunda, bu soruya yalnızca dış koşulları işaret ederek değil, kendi payını da görerek cevap verebildiğinde olgunlaşma süreci başlar. Bazen cevap, eksiklerini fark edip onları geliştirmeye çalışırken elindekilere kanaat edememesinde; bazen de sürekli başka ihtimallere odaklanıp mevcut hayatının değerini gözden kaçırmasında saklı olabilir. Bu farkındalık kişiyi mağduriyet ve şikâyet döngüsünden çıkarır. Çünkü kişi artık kontrol edemediklerine değil, kendi sorumluluk alanına odaklanmaya başlar. Hayatın her yönünü yönetemese de kendi tutumlarını, tercihlerini ve çabalarını yönetebileceğini fark eder. Böylece enerjisini değiştiremeyeceği şeylere karşı mücadele etmek yerine, değiştirebileceği alanlarda kullanır. Psikolojik olgunluk da büyük ölçüde bu ayrımı yapabilme becerisinde ortaya çıkar: Kontrol edemediklerini kabul ederken, kontrol edebildikleri üzerinde çalışmaya devam etmek.
Klinik Psikolog Merve Nur Gündoğdu