+90 850 308 31 93
altunizade@isavak.org
Altunizade Mah, Kısıklı Cad. NO:51 Üsküdar / İstanbul
Mutluluk ve memnuniyet arasındaki farkı düşündüğümüzde, mutluluğun daha çok haz odaklı ve anlık deneyimlere bağlı; memnuniyetin ise sahip olduklarımızdan hareket eden, fakat onlarla sınırlı kalmayan daha geniş bir şükür ve anlam döngüsüne işaret ettiğini görebiliriz. Bu nedenle hedef yalnızca mutluluk olduğunda daha kısa süreli ve geçici tatminlerle karşılaşırken, memnuniyet hedeflendiğinde daha kalıcı ve istikrarlı bir iyi oluş hali ortaya çıkmaktadır.
Haz odaklılığın önemli özelliklerinden biri, kişiyi sürekli daha fazlasını istemeye yöneltmesidir. Psikolojide "hedonik adaptasyon" olarak ifade edilen bu süreçte kişi, elde ettiği haz kaynaklarına zamanla alışır ve gözünü bir sonraki haz kaynağına diker. Sahip olunan şeyler kısa sürede sıradanlaşırken, ulaşılmamış olanlar cazip görünmeye başlayabilir. Tehlike de tam burada ortaya çıkar: Kişi doyuma ulaşmaya çalışırken aslında sürekli ertelenen bir tatmin arayışının içine sürüklenebilir.
Modern tüketim kültürü ve kapitalist sistem de büyük ölçüde insanın bu yönüne hitap etmektedir. Sürekli dikkat çeken uygulamalar, sosyal medya platformları ve dopamin odaklı dijital tasarımlar, insanın yenilik arayışını ve haz beklentisini beslemektedir. Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkmaktadır: İnsan, bu sistemin işleyişine mahkûm mudur? Sürekli dürtülerini tatmin etmek veya onları bastırmak arasında gidip gelmek zorunda mıdır? Tasavvuf geleneği bu soruya farklı bir cevap sunar. Kanaat, şükür, nefis muhasebesi ve nefis terbiyesi gibi kavramlar, insanın arzularıyla daha bilinçli bir ilişki kurabilmesinin yollarını gösterir. Buradaki amaç ne kişinin isteklerini tamamen yok sayması ne de hedonik adaptasyon döngülerinde farkındalığını kaybederek sürüklenmesidir. Asıl hedef, insanın nefsinin taleplerini tanıması, onları yönetebilmesi ve daha yüksek değerlerle dengeli bir ilişki kurabilmesidir.
Kanaat ile ilişkilendirerek düşünüldüğünde, kanaat; kişinin elindekinin kıymetini bilmesi, sahip olduklarıyla anlamlı bir ilişki kurabilmesi ve sürekli daha fazlasını istemeye yönelen tarafını yönetebilmesi olarak tanımlanabilir. Bu yönüyle kanaat, arzuların tamamen yok edilmesi değil; onların insan üzerindeki belirleyiciliğinin azaltılmasıdır."Kanaat en büyük zenginliktir" sözü de bu çerçevede değerlendirilebilir. Gerçek zenginlik yalnızca elde edileceklerde değil, elde olanla huzur ve memnuniyet kurabilme becerisinde saklıdır. Çünkü insanın ihtiyaçları kadar arzuları da sınırsızdır. Arzuların peşinden koşmak tek başına bir hayat amacı hâline geldiğinde, kişi sürekli eksik hissetmeye ve sahip olduklarını değersizleştirmeye başlayabilir.Bu nedenle elindekiyle mutlu olabilme, yetinebilmeyi öğrenme ve sürekli daha fazlasını isteyen yanı ile konuşabilme döngüleri oldukça kritiktir. Kişi, her isteğinin peşinden gitmek yerine o isteğin kaynağını sorgulayabildiğinde; gerçekten ihtiyaç duyduğu şey ile anlık bir arzu arasında ayrım yapabildiğinde iç dünyasında daha derin bir denge kurmaya başlar.İnsan vicdanının sesini de çoğu zaman bu sessizlik ve muhasebe alanında duyabilir. Arzuların, beklentilerin ve dış dünyanın gürültüsü azaldıkça; neyin gerçekten değerli olduğu, hangi tercihin insanı daha sahici bir hayata yaklaştırdığı daha görünür hâle gelir. Bu nedenle kanaat, yalnızca ekonomik veya maddi bir tutum değil; insanın kendisiyle, arzularıyla ve değerleriyle kurduğu ilişkinin önemli bir göstergesidir.
Klinik Psikolog Merve Nur Gündoğdu