Logo

Size iyi geleceğiz...


Icon

Telefon

+90 850 308 31 93

Icon

E-Posta

altunizade@isavak.org

Icon

Adres

Altunizade Mah, Kısıklı Cad. NO:51 Üsküdar / İstanbul

Bülten


Evlilikte Aile Dengesi: Geniş Aile ile Sağlıklı Bir İlişki Kurabilmek

17 Temmuz 2026 Cuma
Blog Details

Evlilik, yalnızca iki kişinin değil; iki aile sisteminin de buluşmasıdır. Bu nedenle sağlıklı bir evlilikte ne kök aileyle bağları koparmak ne de evliliği onların gölgesinde bırakmak doğru bir yaklaşımdır. Sağlıklı sınırlar; sevgiyi azaltmadan, saygıyı koruyarak çekirdek aileyi önceliklendirebilmektir. Güçlü evlilikler, taraf seçmekle değil; eşe, aileye ve ilişkiye hak ettiği dengeyi verebilmekle inşa edilir.

Evlilik yalnızca iki kişinin bir araya gelmesi değildir; aynı zamanda iki farklı aile sisteminin, iki yaşam kültürünün ve iki farklı ilişki örüntüsünün de karşılaşmasıdır. Bu nedenle evlilikte yaşanan birçok çatışmanın temelinde yalnızca eşler arasındaki iletişim sorunları değil, kök ailelerle kurulan ilişkinin nasıl düzenleneceği de yer almaktadır. Çift terapilerinde en sık karşılaştığımız konulardan biri, eşlerin aileleriyle kurdukları ilişkinin zaman içerisinde evlilik doyumunu destekleyen bir kaynak olmaktan çıkıp çatışmanın merkezine yerleşmesidir. Dikkat çekici olan ise bu çatışmaların çoğunlukla iki zıt uçta yaşanmasıdır.  Bir tarafta "sınır koyma" kavramı; aile bağlarını koparmak, görüşmeyi azaltmak ya da ilişkiyi sonlandırmak olarak yorumlanırken, diğer tarafta kültürel değerler ve aile bağlılığı gerekçe gösterilerek yeni kurulan evliliğin ihtiyaçları ikinci plana atılabilmektedir. Oysa sağlıklı evlilikler, taraf seçerek değil; dengeli ilişkiler kurarak güçlenir. Ne kök aileyle duygusal bağların koparılması ne de evliliğin geniş ailenin gölgesinde kalması uzun vadede ilişkiyi besleyen yaklaşımlardır. Asıl hedef, yeni kurulan aileyi önceliklendirirken kök ailelerle de saygılı, tutarlı ve sürdürülebilir ilişkiler kurabilmektir. Son yıllarda psikoloji alanında "sınır koymak" kavramı oldukça görünür hâle geldi. Ancak klinik uygulamalarda bu kavramın zaman zaman yanlış yorumlandığını görüyoruz. Sağlıklı sınırlar; küsmek, cezalandırmak, ilişkiyi kesmek ya da karşı tarafı değiştirmeye çalışmak değildir. Sınırlar, ilişkileri sonlandıran duvarlar değil; ilişkinin güvenli ve sürdürülebilir biçimde devam etmesini sağlayan psikolojik çerçevelerdir. Bir başka ifadeyle sınır koymanın amacı insanları hayatımızdan çıkarmak değil, ilişkiyi herkes için daha sağlıklı hâle getirmektir. Terapilerde sıklıkla karşılaştığımız örneklerden biri, eşlerden birinin "Sen istersen ailene git, ben gelmeyeceğim." diyerek zamanla bayram ziyaretlerinden, aile buluşmalarından ve özel günlerden tamamen çekilmesidir. Bazen bu tutum, hamilelik ve doğum gibi hayatın en hassas dönemlerinde de kendini gösterebilmektedir. Kadının kendi anne babasını doğumda ya da lohusalık döneminde yanında istemesi "sınır ihlali" olarak değerlendirilebilmekte; eşinin ailesiyle görüşmek istememek ise "sağlıklı sınır koymak" olarak görülebilmektedir.  Oysa her anlaşmazlığın çözümü ilişkiyi azaltmak değildir. Özellikle kültürümüzde aile bağları, kişilerin psikolojik dayanıklılığı ve sosyal desteği açısından önemli bir yere sahiptir. Bu bağları tamamen koparmak çoğu zaman sorunu çözmekten çok yeni kırgınlıklar üretmektedir. Ancak diğer uç da en az bunun kadar problemlidir. Bazı çiftlerde ise evlilikten sonra bile öncelik hâlâ kök aile olmaya devam eder. "Annem üzülmesin.", "Babam kırılmasın." düşüncesiyle her akşam anne baba evine uğramak, haftanın büyük bölümünü onlarla geçirmek, eşi ve çocukları istemeseler bile sürekli bu ziyaretlere dahil etmek ya da evlilikle ilgili kararları anne babanın beklentilerine göre şekillendirmek zamanla eşin kendisini ikinci planda hissetmesine neden olabilir. Saygı, sınırsızlık anlamına gelmez. Anne babaya değer vermek ile evliliğin sınırlarını koruyabilmek birbirine zıt kavramlar değildir. Burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta daha vardır. Terapilerde zaman zaman eşlerin birbirlerinin aileleriyle yaşadıkları sorunların, doğrudan evlilik ilişkisine yansıdığına tanık oluyoruz. Örneğin eşinin anne babasına sürekli mesafeli davranan, onları küçümseyen ya da her fırsatta eleştiren bir kişi, buna rağmen eşinden aynı sevgi, aynı yakınlık ve aynı romantik ilgiyi bekleyebiliyor.  Oysa eşimizin ailesiyle kurduğumuz ilişki, yalnızca onlarla olan ilişkimizi değil; eşimizin kendisini ne kadar anlaşılmış, değer verilmiş ve güvende hissettiğini de etkiler. Bir insan eşinin ailesini çok sevmek zorunda değildir; ancak sırf eşi için onlara saygılı davranabilmesi, ilişkinin duygusal güvenliğini güçlendiren önemli bir yatırımdır. Benzer şekilde, ailelerle yaşanan her sorunu sürekli eşimize şikâyet etmek de çözüm üretmek yerine evlilik içinde taraflaşmayı artırabilir. "Annen yine böyle yaptı." ya da "Kardeşin bana bunu söyledi." şeklinde tekrar eden konuşmalar zamanla eşlerin savunmaya geçmesine neden olur. Çünkü çoğu insan, ailesine yönelik eleştiriyi kendisine yöneltilmiş bir eleştiri gibi algılar. Bu nedenle mesele, "Senin annen" ya da "Benim ailem" ekseninden çıkarılıp "Biz bu durumu birlikte nasıl yöneteceğiz?" sorusuna taşınmalıdır. Sağlıklı aile dengesi; ne kök aileyi hayatımızdan çıkarmak ne de evliliği kök ailenin etrafında şekillendirmektir. Bayramlarda, hastalıklarda, doğumlarda ve özel günlerde aile büyükleriyle bağları sürdürmek; ancak bunu yaparken eşimizin, çocuklarımızın ve kendi aile düzenimizin ihtiyaçlarını da gözetebilmek sağlıklı dengenin temelini oluşturur. Çünkü evlilikle birlikte kurulan çekirdek aile artık yeni bir aile sistemidir ve bu sistemin korunması hem eşlerin hem de çocukların psikolojik iyilik hâli açısından önemlidir. Sonuç olarak evlilikte amaç ne anne babayı üzmemek uğruna eşi yalnız bırakmak ne de eşi korumak adına kök aileyi tamamen dışlamaktır. Sağlıklı evlilikler, iki taraf arasında seçim yapmayı değil; her iki ilişkiye de hak ettiği değeri verebilmeyi gerektirir. Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:  “Bugün aldığım kararlar yalnızca iyi bir evlat olmamı mı sağlıyor, yoksa aynı zamanda iyi bir eş ve iyi bir ebeveyn olmamı da destekliyor mu?”  Gerçek aile dengesi, bu soruya vereceğimiz dürüst cevabın içinde saklıdır. 

Klinik Psikolog Fatma Begüm Turanoğlu