+90 850 308 31 93
altunizade@isavak.org
Altunizade Mah, Kısıklı Cad. NO:51 Üsküdar / İstanbul
Birçok uzman 0-6 yaş aralığının önemini sıklıkla vurgular. Bu dönem çocukluk dönemi olarak adlandırılır. Ailelerin çocuklarına tuvalet alışkanlığından sınırlara ve kurallara uymaya kadar pek çok alışkanlığı öğrettiği bir dönemdir. 0-3 yaş arasında bağlanma gerçekleşir ve anne babalar çocukları ile ilişkilerini inşa etmeye başlarlar. Çocukların üzerinde daha fazla söz sahibi olunan bu yaşlarda anne babaların söylemleri, davranışları ve tutumları çocukların gelişimlerinde belirleyici olur. Çocukların duygularını anladıkları bu dönem duygu düzenleme becerilerini de öğrendikleri zamandır. Çevreye ve kendilerine dair düşünceleri şekillenir. Dünyayı anne babalarının gözlerinden ve zihinlerinden değerlendirirler. Anne babalarının birer yansıması gibi olur, ailedeki değerleri anlamaya ve benimsemeye yatkın olurlar. Çocukluk döneminde aileler çocuklara hangi malzemeleri verirlerse çocuklar yetişkin olma yolculuklarında bu malzemelerden faydalanırlar. 7-9 yaş arası ise ön ergenlik dönemi olarak kabul edilir. Bu dönem çocuklar yavaş yavaş ayrışmaya başlarlar. Sadece anne babalarının sesleri değil artık akranlarının ve sosyal çevrelerinin de seslerini dikkate alırlar. Anne babalar çocuklarının bazı davranışlarını anlamakta zorlanabilirler. Çocuklarının üzerinde eskisi kadar etkilerinin olmadığını fark etmek endişelenmelerine sebep olabilir. Bazı aileler ise kontrolü kaybettiklerini düşünerek öfkelenebilirler. Bu dönemde ailelerin en büyük sorumluluğu bunun bir geçiş dönemi olduğunu kabul ederek çocuklarıyla farklı bir ilişki biçimini deneyimlemede ustalaşmaya çalışmak olur. Her ne kadar ergenliğe giriş yaşı düşmüş; ergenlik döneminin sonlanması da uzamaya başlamış olsa da 12-21 yaş arası ergenlik dönemi olarak tanımlanır. Bu tam olarak bir ayrışma ve çocukluktan çıkma sürecidir. Bu dönemde çocukların anne babalarının bir parçası gibi olmaktansa ayrı bir kişilik olduklarını ispatlama çabaları olur. Aşırı korumacı ya da kontrolcü ebeveyn tutumlarına sahip olan aileler bu dönemi bir tehlike olarak algılayabilirler ve tehlike karşısında işlevsiz yöntemlere başvurabilirler. Bu işlevsiz yöntemler de zaten olması beklenen çatışma ortamını alevler. Aileler çatışmayı yok etmeye çalıştıkça çatışmanın şiddetlendiğini gözlemlerler. Ergenlik döneminde ailelerin yapmaları gereken çatışmayı yok etmek değil çatışmayı yönetmektir. Çocukların bir gence dönüşürken ihtiyaç duydukları temel şey büyümelerine saygı duyulmasıdır. Bu dönemde çocuklar artık sadece anne babalarının gözlerinden dünyayı görmezler. Ailelerine kendi gözleri olduğunu anlatmaya çalışırlar. Gördüklerini ve anlamlandırdıklarını paylaşmak isterler. Çocukluk döneminde deneyerek hayatı keşfettikleri gibi bu dönemde de gençlik hataları yapmaya müsait olurlar. Aileler bu hatalar karşısında ya görmezden gelir ve sonunda sabırları taşar ya da hatalar karşısında aşırı öfkeye kapılıp baskıcı tutumlar sergilerler. Çocukların hatalarını görmezden gelmek onlara ciddiye alınmamış hissettirir ve davranışın sonucunu öğrenemedikleri için tekrarlama riski artar. Ancak bağırdıklarında, baskıladıklarında aileler çocuklarının öfkelerini beslerler. Aileler çocuklarına sevgilerinin koşulsuz olduğunun, büyümelerine saygı duyduklarının ama bazı sınırların da olduğunun mesajını vermelidirler. Ergenlik dönemine giren çocukların temel ihtiyacı muhabbettir. Gençler anlaşılmaya ve anlayışla karşılanmaya ihtiyaç duyarlar. Dünyayı nasıl yorumladıklarını anlatmak isterler. Ailelerinden ayrıştıkları bu dönemde hayat karşısında ne kadar yetersiz ve korku dolu hissettiklerinin fark edilmesini ve tüm bunlara rağmen yaptıklarıyla, denedikleriyle desteklenmeyi isterler. Ergenlik dönemi aileler için de kafa karıştırıcı olabilir. Bir yandan çocuklarının büyüdüğünü kabul etmeleri gerekirken bir yandan da onlardan olgun davranışlar beklemektedirler. Bu durum tam bir çelişki gibi gözükür. Ne yazık ki bazı aileler bu dönemde telaşa ya da öfkeye kapıldıklarında çocuklarını duymaktan çok uzak olurlar. Halbuki bu dönemde ailelerin tüm söylemleri ve davranışları belli bir tutarlılık ve olgunluk çerçevesinin içinde olmalıdır. Aileler unutmamalıdır ki çocuklarının ayrışarak inşa etmeye çalıştıkları her şey çocukluk döneminde onların verdikleri malzemelerle inşa edilecektir. Bu yüzden aileler çocukluk döneminden itibaren bağ kurmayı her şeyin önünde tutmalı, ergenlik dönemine geldiklerinde çocuklarını görmezden gelmemelidirler. Değerli olduklarının sık sık altını çizmelidirler. Varlıklarını oldukları gibi kabul etmelidirler. Çocuklarını dinlemeli ve anlamalıdırlar. Anne babalar çocuklarını anlamak yerine zıtlaşmayı seçtiklerinde çocuklar mutlaka anlaşılmış hissedecek bir yer ararlar. Bazen bu anlayışlı kişi ailelerin tanıdığı çevreden, akrabadan güvenilir biri olurken bazen de maalesef ki tehlikeli sularda yüzen birileri olur. Çoğu zaman çocuklar akranları ile daha fazla bağ kurarlar ve farkında olmadan birbirlerine ebeveynlik yapmaya başlarlar. Kimsenin gerçekten yetişkin olmadığı bu ilişkilerdeki ebeveynlik rolleri de sağlıklı olmaz. Bu dönemde çocukların ihtiyaçları kendilerini ile sohbet edebilen yetişkinlerdir. Anne babalar asıl bu sohbet bağını kuramadıkları zaman çocuklarının inşa edecekleri yeniliklerden korkmalılar. Çünkü kim bu bağı çocuklarıyla kurmayı başardıysa artık onun malzemeleri anne babaların malzemeleriyle karışmaya başlar. Bu yüzden sadece sevmek, sadece geleceğini planlamak tek başlarına yeterli değil. Gençlerin ihtiyacı tüm bu olumlu mesajlar ile saygı çerçevesi içinde, belli sınırlar ile bağ kurabilmektir.
Psikolog Elif Büşra Bozali Güneş