+90 850 308 31 93
altunizade@isavak.org
Altunizade Mah, Kısıklı Cad. NO:51 Üsküdar / İstanbul
Hayatın içinde kimi zaman bizi üzen, kimi zaman da bizi zorlayan pek çok duygu deneyimleriz. Sevinç, huzur ve heyecan kadar; öfke, üzüntü, kaygı ve hayal kırıklığı da insan olmanın doğal parçalarıdır. Duygular aslında birer işaretçi gibidir. Bize bizim için neyin önemli olduğunu, hangi durumların ihtiyaçlarımızla uyumlu ya da uyumsuz olduğunu gösterirler. Nerede, ne zaman ve nasıl hissettiğimizi fark ettiğimizde; bizi neyin mutlu ettiğini, neyin incittiğini ve neyin hayal kırıklığına uğrattığını da daha net görebiliriz.
Duygularımızı anlamak, düşüncelerimizi fark etmekle yakından ilişkilidir. Çünkü çoğu zaman duygularımızı belirleyen, olayların kendisinden çok o olaylara yüklediğimiz anlamdır. Aklımızdan geçenleri gözlemlediğimizde, aslında kim olduğumuza ve nasıl bir insan olmak istediğimize dair önemli ipuçları elde ederiz. Hatta olmak istediğimiz kişi ile şu an bulunduğumuz nokta arasındaki mesafeyi de yine bu farkındalıklar sayesinde anlayabiliriz.
Bu farkındalık bizi ikinci bir aşamaya taşır: Duygularımızı oluşturan düşüncelerimizin gerçekçi olup olmadığını değerlendirme aşaması. Her güçlü duygu, mutlaka güçlü bir gerçekliğe dayanmayabilir. Bazen düşüncelerimiz kişiselleştirme, felaketleştirme ya da abartma gibi bilişsel çarpıtmalar içerebilir. Küçük bir durumu büyütmek ya da büyük bir başarıyı küçümsemek, duygusal dengemizi etkileyebilir. Bu noktada kendimize şu soruları sorabiliriz: Düşüncelerim ne kadar kanıta dayanıyor? Alternatif bir açıklama mümkün mü? Bu durumda herkes benim hissettiğim kadar yoğun hisseder miydi?
Düşüncelerimizi değiştirme ya da sürdürme kararını çoğu zaman bir referansa bakarak veririz. Eğer duygumuz yaşanan durumla orantısız görünüyorsa, düşünce biçimimizi gözden geçirmek bize yeni bir bakış açısı kazandırabilir. Bilişsel Davranışçı Terapi yaklaşımı, toplum ortalamasını bir referans noktası olarak ele alır ve kişinin duygusal tepkilerini bu çerçevede değerlendirir. Ancak norm yalnızca toplumsal ortalama ile sınırlı değildir. Kişi, değer odaklı bir perspektifle, örnek aldığı şahsiyetleri ve kendi yaşam ilkelerini de ölçüt olarak belirleyebilir.
Yani, zorlayıcı duygular yaşadığımız durumlarda yalnızca kendi düşünce kalıplarımızla ve toplum normu ile sınırlı kalmak zorunda değiliz. Örnek aldığımız kişilerin benzer durumlarda nasıl düşündüklerini ve nasıl davrandıklarını gözlemlemek ya da bu konularda okumalar yapmak, bize alternatif düşünme ve davranma biçimleri kazandırabilir. Tarihsel ve manevi şahsiyetlerin hayatları bu açıdan zengin örneklikler içermektedir. Örneğin Peygamber Efendimiz (sav) ve sahabelerin hayatları, zorluklar karşısındaki tutumları; sabır, metanet, affedicilik ve değer odaklı davranışları bize güçlü örnekler sunar. Bu örnekleri incelemek, kendi yaşadığımız olaylara farklı açılardan bakabilmemizi ve daha bilinçli tercihler yapabilmemizi destekler. Böylece duygularımızı inkâr etmek ya da tamamen onlarla hareket etmek yerine, onları değerlerimizle uyumlu bir şekilde yönetmeyi öğrenebiliriz.
Tüm bu süreçte duygularımızı yok saymamak oldukça önemlidir. Öğrenmek ve değişmek çoğu zaman kolay değildir; bu nedenle dönüşüm sürecinin sabır ve şefkat gerektirdiğini kabul etmeliyiz. Örnek aldığımız şahsiyetlere benzemeye çalışmak, kendimizi inkâr etmek anlamına gelmez. Daha ziyade zaman içinde onlara yaklaşmayı bu esnada da kendi hızımıza saygı duymayı ve ilerlemeyi küçük ama anlamlı adımlarla sürdürmeyi ifade eder.
Klinik Psikolog Merve Nur Gündoğdu